| More
ROSA ESKENAZY
reklam
kopyası yasaktır. - Her hakkı saklıdır  - iletişim -ana sayfa -  ©  İstanbul
Rum Cemaati resmi sitesi (περί πνευματικών διακιωμάτων και χρήσης
πατήστε
εδώ) privacy policy | contact us | help desk | sitemap
    Roza Eskenazi ( Sarah Skinazi) İstanbul’da, fakir bir Yahudi Seferad ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Kariyeri boyunca
doğum tarihini saklar ve gerektiğinde 1910 doğumlu olduğunu söyler. Aslında Sarah, söylediğinden en az on yaş daha büyüktür.
1895-1897 yılları arasında doğduğu bilinmektedir.

Babası Avram Skinazi isimli bir halı tüccarıdır. Annesinin ismi Flora’dır. Roza’nın annesi hakkında ismi dışında maalesef hiçbir bilgi
bulunmamaktadır. Sarah’ın, adı bilinmeyen bir kız ve iki erkek kardeşi daha vardır. En büyüğünün ismi Nisim, diğerinin ismi ise
Sami’dir. ( 1972’de ailenin sağ kalan tek evladı Sarah’tır ) Selanik’te yaşamaktadırlar. Sarah’ın babası o dönemde hızlı bir büyüme
yaşayan bu şehirde, bir pamuk işleme imalathanesinde iş bulur ve ailesinin ekonomik olarak ayakta durmasını sağlamak için
bunun dışında da pek çok tuhaf iş yapar.
SARAH’IN GENÇLİK YILLARI VE ŞARKICILIĞA İLK ADIM ATIŞ
Babası bu dönemde Sarah’ı çevrelerinde yaşayan ve çocuklara
temel okuma-yazma dersleri veren bir komşu kızına emanet eder.
Sarah’ın eğitimi bu derslerle sınırlıdır. Sarah, kardeşleri ve annesi ile
bir dönem Komotini yakınlarında yaşarlar. O dönemde burası hala
Türkçe konuşan büyük bir nüfusa sahiptir. Annesi orada, zengin bir
ailenin yatılı hizmetçisi olarak iş bulur. Sarah’ta annesine ev
işlerinde yardım eder. Bir gün Sarah şarkı söylerken yerel bir
tavernanın sahipleri O’nun sesini duyarlar, büyülenirler ve hemen
kapılarına gidip kendi kulüplerinde sahneye çıkmasını istediklerini
söylerler. Fakat, Sarah’ın annesi kızının artist olması önerisine çok
sinirlenir. Sarah yıllar sonra verdiği bir röpotajda, Komotini’deki
yıllarının hayatında dönüm noktası olduğunu itiraf eder, bir şarkıcı ve
dansçı olmaya orada karar verdiğini söyler.



Sarah’ın bu dönemde ailesi, şehirdeki Grand Hotel Tiyatrosu’nun
yakınında bir daire kiralamıştır. Oturdukları evin üst katında da bu
tiyatroda çalışan dansçı bayanlar da yaşamaktadır. Sarah’ta her
gün orada çalışan iki dansçıya kostümlerini tiyatroya taşımalarında
yardımcı olurken bir gün sahnede onlarla birlikte yer alacağının da
hayalini de kurar. Aynanın karşısında roller yapar. Bir süre sonra da
Grand Hotel Tiyatrosunda dansçı olarak sahne almaya başlar. Hatta
bunu öğrenen annesinden dayak yer. Annesi onun sanatçı
olmasına şiddetle karşı çıkar. Ama Sarah kesin kararlıdır,
annesinden korkmasına rağmen asla yılmaz. Bu tiyatro Sarah’ın
dans kariyerinin başladığı yerdir.
EVLİLİĞİ
Sarah Skinazi daha küçük bir genç kızken, Kapadokyalı
önemli bir aileden gelen ve zengin bir adam olan
Yiannis Zardinidis’e aşık olur. Zardinidis’in ailesi bu
birlikteliği onaylamaz. Sarah’ın zayıf bir ahlâka sahip
olduğunu düşünürler. Her şeye rağmen 1913 yılında
birlikte kaçarlar, Sarah olan ismini Roza olarak değiştirir
ve tüm kariyeri boyunca artık Sarah ismi yerine Roza
ismini kullanır. Roza’nın eşi Zardinidis bilinmeyen bir
nedenle 1917 yılında vefat eder ve Roza küçük
çocuğuyla ( Paraschos ) yapayalnız kalır. Bir bebek
yetiştirirken kariyerine devam edemeyeceğini anlayan
Roza, bebeğini İskeçe şehrindeki bir bakımevine bırakır.
Fakat eşinin ailesi bebeğin bakımevinde kalmasını
istemez bakımını üstlenmeye karar verirler. Yıllar
geçer… Paraschos Zardinidis büyür ve Yunan Hava
Kuvvetlerinde üst düzey bir subay olur. Annesi Roza’yı
ise uzun yıllar sonra 1935’te Atina’da bulur.

MÜZİK KARİYERİ ve ATİNA’YA DÖNÜŞ
Roza, Zardinidis’in ölümünden kısa bir süre sonra müzik
kariyerine devam etmek üzere Atina’ya yerleşir. Kısa
süre içinde, iki Ermeni kabere sanatçısıyla ( Seramus ve
Zabel ), bir ekip oluşturur. Saramos ve Zabel onu,
Türkçe konuşabildiği için ve şarkıcılıktaki yeteneğinden
ötürü çok severler.
Roza bir yandan dansçılık yapmaya devam ederken, bir yandan da kulübün patronları için Yunanca, Türkçe ve Ermenice şarkılar
söylemeye başlar. Roza, ilk defa 1920’lerin sonunda orada, ünlü besteci ve menajer Panagiotis Toundas tarafından keşfedilir.
Toundas onun yeteneğini hemen fark eder ve onu Columbia Records’tan Vassilis Toumbakaris’le tanıştırır. Roza’nın Columbia için
yaptığı ilk kayıtlar, ( Mandili Kalamatiano ve Koftin Eleni Tin Elia ), 1960’lara kadar neredeyse hiç kesintiye uğramadan devam
eden kayıt kariyerinin başlangıcıdır.

1930’ların ortasına gelindiğinde, onlar için 300’den fazla şarkı kaydetmiş ve en popüler yıldızlardan biri olmuştur. Kaydedilen
müziklerin bir kısmı özellikle Yunanistan’dan ve İzmir’den halk şarkılarıdır. Ancak, Roza’nın yerel müzik sahnesine en büyük katkısı,
yaptığı Rembetiko kayıtlarıydı, özellikle de İzmir ekolündekiler. Roza, bu müziğin popüler kültür içine sızmasını neredeyse tek başına
sağlamıştır, onun eşsiz sesi bugün bile hâlâ bu müzik türü ile özdeşleştirilir. Kayıtlara başladıktan kısa bir süre sonra, Roza Atina’
daki Taygetos isimli gece kulübünde de her gece sahne almaya başlar.

Toundas, kemancı Salonikios ve udî Agapios Tomboulis de onunla birlikte sahnededir. Ancak Eskenazi, gösterinin yıldızıdır ve
eşine az rastlanır bir şekilde gecede 200 drahmi kazanır. Çok sonraları, biyografisini yazan Kostas Hatzidoulis’e, aslında
gösterilerden elde ettiği gelirle çok daha zengin olabileceğini, fakat pahalı mücevherlere karşı bir zaafı olduğunu ve kazancının
büyük bir kısmını bunlara harcadığını itiraf eder. Kariyerinde ilerlemeye devam eden Eskenazi, 1931-1932 yıllarında Columbia
Records ile özel bir anlaşma imzalar. Anlaşmanın kurallarına göre, Roza yılda en az 40 şarkı kaydedecek ve sattığı her kaydın
kazancından %5 gelir elde edecektir. Roza o dönemin, kayıt şirketleri ile telif anlaşması olan tek Yunan kadın şarkıcısıdır ve
herhangi bir müzik eğitimi almamasına karşın besteler yapmakta ve şarkı sözleri yazmaktadır. Bunların arasında en bilineni, 21
temmuz 1934’te kaydettiği To Kanarini adlı şarkısıdır.
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARI
Kısa bir sure içinde, Yunanistan’ın bağımsızlığı tehlikeye düşmüştür. 1940’da
İtalyan istilası yaşanır, 1941’de ise Alman ordusu ülkeyi işgal eder. Baskıcı rejime
rağmen Roza Eskenazi sahneye çıkmaya devam eder, 1935’de bir araya geldikten
sonra hiç ayrılmadığı oğlu Paraschos ile 1942’de kendilerine ait gece kulübü
“Krystal”i açarlar. Yahudi olmasına rağmen, sahte bir vaftiz sertifikası çıkarmayı
başarırlar. Zaten bir Alman subayı olan sevgilisi tarafından güvenliği
sağlanmaktadır. Fakat Roza Eskenazi, asla bir vatan haini ya da bir işbirlikçi
olmamıştır. Ayrıcalıklı konumunu yerel direnişi desteklemek, direnişçileri ve hatta
İngiliz ajanlarını evinde saklamak için kullanmıştır. Hem Atina’daki hem de Selanik’
teki bazı Yahudileri kaçırmayı başarmıştır. Auschwitz’e gönderilmekten kurtardığı
ailelerden biri de kendi ailesidir.1943 yılında, bu durum fark edilir ve Roza Eskenazi
tutuklanır. Alman sevgilisinin ve oğlunun çabaları sonucu serbest kalana kadar, üç
ay boyunca hapishanede kalır. Sonraki savaş yıllarını yakalanma korkusuyla,
sürekli saklanarak geçirir.

SAVAŞ SONRASI YILLARI
Uzun kariyeri boyunca Roza Eskenazi, sadece Columbia Records’ dan Vassilis
Toumbakaris ile değil, Odeon/Parlophone’u kuran Minos Matsas ile de iyi ilişkiler
geliştirir. Bu ona, Marika Ninou ve Stella Haskil gibi başka ünlü şarkıcıların
kariyerlerine de destek olma imkanı sağlar. Onları Allilovoithia Müzisyenler birliği ile
tanıştırır ve kısa bir süre içinde onlar da Vassilis Tsitsanis ile birlikte kayıtlar
yapmaya başlarlar. Savaş sonrasında 1949’da, Roza Eskenazi yeni bir kimlik
çıkarmak için Patras’a döner. Orada aynı zamanda birkaç konser de verir, ancak
hayatındaki asıl dönüm noktası kendisinden neredeyse otuz yaş daha genç bir
subay olan Christos Philipakopoulos ile tanışmasıdır.
Yaş farkına rağmen, birbirlerine aşık olurlar. Bu Roza’nın hayatının sonuna kadar farklı şekillerde de olsa devam eden bir ilişki olur.
Tüm Balkanlar’da yaygın bir şekilde turneler yapmasına rağmen Amerika’ya ilk turnesini ancak 1952 yılında yapar. Amerika’da
yaşayan Yunan ve Türk diasporaları için sahneye çıkacaktır. Roza’nın bu seyahati finansal olarak New York’daki Parthenon
Restaurant tarafından desteklenir ve turne birkaç ay boyunca sürer. Bu turne, bundan sonra yapılacak bir dizi deniz aşırı müzik
turnesinin ilkidir.

1955’te Balkan Plak Şirketi’nin Arnavut menajeri Ayden Leskoviku, kayıt yapmak ve sahneye çıkmak üzere Roza’yı doğduğu şehre,
İstanbul’a davet eder. Leskoviku için yaklaşık kırk şarkı kaydeder ve bunun karşılığında onlardan yaklaşık 5,000 $ ücret alır. Bu
tutar küçük bir miktardır, ancak Roza, daha sonra burada aldığı sahne ücretlerinin ve bahşişlerin bunun on katı kadar olduğunu
söyler.

Roza Eskenazi kısa sure sonra iki tane daha Amerika turnesi yapar ve New York, Detroit ve Chicago’da sahneye çıkar. 5 Temmuz
1958’de, Amerika’ya ikinci seyahati sırasında Frank Alexander ile evlenir. Bu evlilik kağıt üstünde yapılmış bir evliliktir ve Amerika’
da çalışma izni alabilmesi için gereklidir. Yine de, Roza Eskenazi Amerika’yı sevmiştir ve eğer diğer sevgilisi Christos
Philipokopoulos olmasaydı oraya yerleşmeyi dahi düşünebiliyordu. 1959’da Christos ile birlikte olabilmek için Atina’ya geri döner.
Amerika’da kazandığı parayla, Kipoupoli’de ikisi için büyük bir ev, iki kamyon ve atlar satın alır. Philipakopoulos ile hayatlarının
sonuna kadar o evde yaşarlar.

VE YENİDEN KEŞFEDİLİR
Eskenazi artık atmışlarındadır ve Yunanistan’daki müzik sahnesi, kariyerine başladığı kırk yıl öncesine göre çok daha farklıdır. O
dönemde İzmir Müziği ve Rembetiko popülaritesini kaybetmiştir ve bu türün diğer ustaları gibi onun da halk önündeki görünürlüğü
artık sadece ara sıra yapılan köy festivalleri ve küçük etkinliklerle sınırlıdır. Sonraki yıllarda birkaç şarkı kaydetse de, bunlar Atina’
daki küçük plak şirketleri için eskiden yaptığı ünlü şarkılarının sadece yeniden yorumlanmalarıdır.

1960’ların sonlarında Roza’nın eski çalışmalarına yönelik yeni bir ilgi oluşmaya başlar. RCA, içinde kemancı Dimitris Manisalis ile
birlikte icra ettiği dört şarkının yer aldığı iki 45’lik kaydeder, fakat bu plaklar sınırlı sayıda basılır. Ancak, bu durum 1970’lerin
başlarındaki askeri diktatörlük sırasında değişir. Birdenbire, ülkedeki gençler bu eski şehirli müziğe karşı yeniden ilgi duymaya
başlarlar. Rembetiko’nun yeniden yükselişi sürecinde, Roza genç kuşağın ilgisini üzerine toplar. Şaşırtıcı olsa da 75-85 arası bir
yaşta olmasına karşın yeniden sahneye çıkar, konserlerinde dans eder, şarkı söyler ve televizyon programlarına katılır. 1975
yılında katıldığı bir televizyon programında Roza’nın bazı şarkılarını da seslendiren günümüzün en ünlü Yunan şarkıcılarından Haris
Alexiou ile de tanışır..

Bu dönemde bazı önemli derleme albümler hazırlanır. Bu albümlerin en ünlüsü altı plaklık bir Rembetiko koleksiyonu olan ve
yüzbinlerce satılan Rebetiki Istoria’dır. Şehir ışıklarından on yıl kadar uzak kaldıktan sonra Roza Eskenazi leri yaşta olmasına
rağmen yeniden bir star olur. Bu son on yılı önceki kariyerinden ayıran şey televizyonun yaygın kullanımıdır. Roza, hızlı bir şekilde
bu yeni araca uyum sağlar ve televizyondaki pek çok şova çıkar. 1973’te, To Bouzouki adlı kısa belgesel filmde yer alır ve 1976’da
Haris Alexiou ile birlikte, birkaç görüntünün yanı sıra bazı röportaj ve şarkıların da yer aldığı özel bir televizyon programı yapar.
Ancak, bu dönem boyunca, Roza Eskenazi ülkedeki gece kulüpleriyle olan bağını hiç koparmaz. Haftada bir, Plaka’daki gece
kulübü Themelioda, canlı gösterisini yapmaya devam eder.

Sanatçılar ve müzikologlar, ayakta kalan ve aktif olarak çalışmaya devam eden diğer birkaç Rembetiko şarkıcısından biri olan Roza’
nın “otantik” olarak nitelendirilen stili üzerine de çalışmaya başlarlar. Bu durum, aralarında (birlikte sahneye çıktığı) Haris Alexiou ve
Glykeria’nın da bulunduğu yeni bir icracı jenerasyonu üzerinde kalıcı bir etkiye sahip olur. Müzisyenler ve akademisyenler Roza
Eskenazi’nin yetenekleri ve bu kaybolmuş müzikal dünya konusundaki kavrayışı karşısında büyülenirken, genel seyirci bu konuda
çok da fazla heyecanlı değildir ve onu sadece meraklılarının dinleyeceği bir sanatçı olarak görmektedirler; işte bu tam bir trajedidir.
Ancak o, sahnelere çıkmaya devam eder, en son gösterisini Eylül 1977’de Patras şehrinde yapar. Her yaştan hayranı onun şarkı
söyleyişini, dans edişini görmek ve geçmişin müziğini tatmak için oradadır.
SON GÜNLERİ
Roza Eskenazi alacakaranlık yıllarını Christos Philipakopoulos ile birlikte Kipoupoli’deki evinde sessiz bir şekilde geçirir. Doğuştan
Musevi olmasına rağmen, 1976’da Yunan Ortodoks inancını tercih eder ve Rozalia Eskenazi adını alır. İki yıl içinde, Alzheimer
belirtileri göstermeye başlar, evine giderken zaman zaman yolunu kaybeder. 1980 yazında, evinde kayarak düşer ve kalça kemiği
kırılır. Bu olaydan sonra, Christos sürekli yanıbaşında olur ve ona her türlü ihtiyacında yardım eder.

Roza üç ayını onunla birlikte hastanede geçirir. Bir süre sonra eve döner, fakat kısa süre içinde bir enfeksiyon nedeniyle özel bir
kliniğe yatmak zorunda kalır. 1970’lerin sonunda şarkı söylemeyi bırakan Roza Eskenazi, 2 Aralık 1980’de aynı klinikte vefat eder.
Roza Eskenazi önce, Korynthia’daki Stomyo köyünde mezar taşı olmayan bir mezara gömülür. Köyün kültür komitesi ise ancak
2008 yılında üzerinde “Roza Eskenazi-Sanatçı” yazan basit bir mezar taşını dikmek için gerekli parayı toplayabilir.

ROZA’NIN GERÇEK MİRASI
Roza Eskenazi’nin yaşamındsn geriye çok az belge kalsa da, arkasında çoğu Yunanca ve Türkçe 500’e yakın bırakmış. İnanılmaz
olan ise yazılmalarının üzerinden 80 yıl geçmesine rağmen hala bir çok ülkenin gencinin bu şarkıları söyleyip onlarla dans
etmeleri. İşte Roza’nın gerçek mirası budur.

SON OLARAK
Roza, Agion Konstantino’daki Müzisyenler Birliği’nin etkin bir üyesidir. Yeni yetişen sanatçıları birliğe katılmaları yönünde teşvik
eder. Bununla birlikte Marika Ninou ve Stella Haskil gibi efsanevi şarkıcıların Atinalı seyirciyle tanışmalarında aracılık yapar.

Roza Eskenazi’nin ölümünden iki yıl sonra Kostas Hatzidoulis, Eskenazi’nin hayatının son döneminde verdiği röportajlara dayanan
( Hatırladıklarım ) adında kısa bir anı kitabı yayımlanır. Kitapta, Roza’nın özellikle kariyerinin ilk yıllarına ait fotoğraflarına ait geniş
bir fotoğraf kolleksiyonu da bulunmaktadır.

2008’de, Sher productions’ tan film yapımcısı Roy Sher, Roza Eskenazi’nin hayatını ve kariyerini konu alan My Sweet Canary (
Tatlı Kanaryam ) adlı bir müzikal belgesel üzerinde çalışmaya başlar. Uluslararası bir ortak yapım olan bu film, Yunanistan,Türkiye
ve İsrail’den gelen üç genç müzisyenin Yunanistan’ın en ünlü ve en çok sevilen Rembetiko sanatçısını aramak için çıktıkları
yolculuğu konu alan 90 dakikalık bir belgeseldir.

Ardahan doğumlu ve İstanbul’da yaşayan genç bir müzik insanı bu buluşturmaları gerçekleştiren kişilerden birisi. Adı Mehtap
Demir. İstanbul Üniv. Devlet Konservatuarı öğretim görevisi, etno müzikoloji alanında ‘’dr’’ ünvanlı bir akademisyen. Aynı zamanda
kabak kemane ‘’ virtüözü’’ ve güzel sesiyle ‘’ müzik icracısı ‘’. Eğlenceli bir belgesel çalışması olan filmin gösteriminin yapıldığı
ülkelerde, müzisyenler aynı zamanda, Yahudi kökenli, İstanbul doğumlu, Yunanistan’a göç etmiş ve Hristiyan olarak vefat etmiş
Roza’nın parçalarından oluşan bir konserde veriyorlarmış.